Benden Size etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Benden Size etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2020 Salı

YUMURTA KAPAMA





Kahvaltı sofralarınızı şenlendirecek harika bir yumurta.  
 🍳🍳🍳🍳🍳YUMURTA KAPAMA
 ✔4 adet haşlanmış yumurta
✔1 yemek kaşığı tereyağ
✔Tuz,pulbiber, karabiber, toz kırmızı biber
🍳YAPILIŞI:
Haşlanmış yumurtaları soyun.
Tavaya tereyağını koyup eritin.
Soğuyan yumurtaları uzunlamasına ortadan ikiye kesin.
Tavaya sarı kısımları alt kısma gelecek şekilde dizin ve kızartın.
Yumurtaların üzerine baharatları da ekleyip ocağı kapatın ve sıcak sıcak servis edin....
✔AFIYET OLSUN...✔ 

19 Mart 2016 Cumartesi

Bildiklerinizi Unutturacak Yepyeni Pudingler

Pudingler hem hazırlama kolaylığı hem de lezzetiyle, büyük küçük hepimizin favorisi oldu. Sofraların vazgeçilmezi haline geldi. Ben Pakmaya pudingleri özellikle beğenirim. Çevremden de bu yönde olumlu değerlendirmeler gelir. “Pudinglerde daha başka ne çeşit olabilir ki?” diye düşünürken, yakınlarda Pakmaya'nın yeni pudinglerini deneme imkanım oldu.



Bir kere çok farklı, çok iddialı çeşitler. Bizden, bizim damak tadımızdan lezzetler taşıdıkları belli oluyor: İsimlere, çeşitlere bakar mısınız? Ballı Bademli Puding, Güllü Puding, Türk Kahveli, Çikolatalı Portakallı, Vanilyalı Tarçınlı... Sizce de harika değil mi?  Üstelik ambalajları da çok etkili, dikkat çekici.

Durur muyum, peş peşe denedim. Sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim:
Tek kelimeyle harika... Yani, puding hafifliğini geleneksel damak tatlarımızla birleştirmek çok akıllıca bir fikir. Dahası, seçtikleri, oluşturdukları çeşitler enfes. Ve unutmadan, Pakmaya kalitesi, özeni gerçekten kendini gösteriyor.

Ballı Bademli’de gerçek, tatlı badem parçaları bal ile çok güzel uyum yakalamış.
Türk Kahveli, evet halis Türk kahvesiyle, süte de çok güzel yakışmış!
Güllü... Hakikaten mis gibi gül tadı veriyor; meğer onda da kurutulmuş gül yaprağı tozu varmış.
Gurme çikolatalarda portakal çeşnili olanlar meşhurdur, Pakmaya Çikolatalı Portakallı çeşidini de yaparak iyi etmiş: Portakalın ferahlığı çikolatanın lezzetiyle birleşmiş.
Vanilyalı Tarçınlı'ya gelince; mis gibi vanilya ve tarçın birbirine çok yakışmış.

Dedim ya, ben böylesini ilk defa gördüm. Ne diyeyim, bravo Pakmaya, kutlarım... Böyle insanın aklını başından alan yeniliklere devam:)

Pakmaya’nın diğer yenilikleri ve enfes tarifleri için www.mutfaginyildizi.com sitesini mutlaka takip edin.




Bir boomads advertorial içeriğidir.

22 Şubat 2014 Cumartesi

Samsung, Hayalinin Peşinden Gidenleri Arıyor

Samsung,dünya çapında ses getiren “Hayalinin Peşinden Git” kampanyası ile  tutkusunun peşinden koşanları başvuruya davet ediyor.

İstanbul, 07 Şubat 2014 - Samsung Electronics, tüm dünyada hayallerini ve tutkularını hayata geçirmek için teknolojiyi kullanan insanların sahip oldukları potansiyeli keşfetmeyi, paylaşmayı ve desteklemeyi hedefleyen “Hayalinin Peşinden Git” kampanyasını Türkiye’de başlattı. Başarılı mesleki kariyerleriyle tanınan ünlü mentorların da, başvuranlara fikir önderliği yapacağı kampanyaya başvuru için  www.hayalininpesindengit.com adresi ziyaret edilebilir. Kampanyaya başvurular 28 Şubat 2014 tarihine kadar devam ediyor.



“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasının kazananları, Samsung ve mentor desteğiyle potansiyellerini açığa çıkararak, hayallerini gerçeğe dönüştürme fırsatını yakalıyor.

Her gün, heyecan verici şeyler yapmak için Samsung ürünlerini kullanan insanlardan ilham alan kampanya; tutkulu kullanıcıları hayallerini ve fikirlerini paylaşmaya davet ediyor. Fotoğrafçılık, mutfak sanatları, spor ve girişimcilik alanlarında başvuruların kabul edildiği kampanyanın kazananları  projelerini hayata geçirme evresinde Samsung’un teknoloji desteğinin yanı sıra, aralarında Fotoğrafçı ve eğitmen Muammer Yanmaz, Kantin’in sahibi ve şefi Şemsa Denizsel, Spor spikeri ve yazarı Caner Eler ve B-Fit’in kurucu ortağı, girişimci ve Schwab Vakfı tarafından “2013 Yılının Sosyal Girişimcisi” seçilen Bedriye Hülya’nın da bulunduğu mentorlerin tecrübelerinden faydalanma fırsatı da bulacak.  

Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung projeyle ilgili olarak;  “Samsung olarak teknolojinin, hayal gücüyle bir araya geldiğinde insanların hayatına anlam kazandırdığına inanıyoruz. Dünyanın dört bir yanında insanlar, Samsung teknolojisini kullanarak farklı ve yenilikçi başarılara imza atıyor. Ortaya çıkan hikayelerin yarattığı ilham doğrultusunda geliştirdiğimiz “Hayalinin Peşinden Git”  kampanyasını Türkiye’de hayata geçirmekten mutluluk duyuyoruz. Diliyoruz ki bu proje ile, Türkiye’deki tüketicilerimizin sadece kişisel tutkularını keşfetmelerine değil, aynı zamanda dünya üzerindeki diğer tüketicilere de ilham vermelerine yardımcı olacağız” dedi.

Katılım koşulları

“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasına  www.hayalininpesindengit.com adresinden ya da Samsung Türkiye Facebook sayfasındaki “Launching People” uygulamasından başvurmak mümkün. Başvurular, 28 Şubat 2014 tarihine kadar gerçekleştirilebilecek.
Bir boomads advertorial içeriğidir.
-->

9 Eylül 2013 Pazartesi

GEZ DÜNYAYI GÖR KONYAYI :))

kolaj9

Nevşehir'e termal kaplıcalar için çıktığımız yolculukta yolumuz Avanos , Kapadokya ve Konya'ya da düştü. Gezimiz çok güzel geçti ilk defa gördüğüm yerlerde bol bol fotoğraf çektim.


Kapadokya, Avanos ve Göreme gidilip görülesi yerler. Rüzgar çok sert esiyor. Bu yörede zaten o nedenle de peri bacaları oluşmuş ya. Kum incecik olduğu için orada yaşayanlara Allah kolaylık versin. Her daim toz.

kolaj4

Özellikle çömlek yapımı fazla gelişmiş bu yörelerde. Çok güzel hediyelik eşyalar var.Ben de kendime Yumurta sahanı ve yoğurt için çömlek aldım :)

kolaj 1

Eski yerleşim yerlerini çömlek atölyesi haline getirmişler.İçeri girdiğiniz de sizleri güler yüzle karşılayıp çömlek bardalarda organik elma çayı ikram ediyorlar.(oğluşum çok beğendi iki bardak içti) İsteyenlere de çömlek yapma imkanı sunuyorlar.
Oldukça zevkli bir uğraş. Tabi ben de denedim. Yaptığımız çömlekleri de alabiliyormuşuz.Hatıra olması için ben de aldım çömleğimi.


Güzel Kapadokya ve Avanos gezisinden sonra yolumuz Konya'ya düştü.

Konya denilince ilk akla Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri geliyor. Bir kaç yerde restorasyon çalışması yapıyorlardı daha önce gittiğimde görmüş olduğum Kur'an-ı Kerimler ve bir çok el yazması eseri göremedik.Ama bundan sonra sık gideceğimiz için inşallah bir daha ki sefere görme imkanı buluruz.


kolaj6

Konya'nın 8 km kuzey batısında bulunan Sille antik kenti de gidilip görülmeye değer bir yer. Ortodoks Türklerin de mubadele öncesi burada yaşadığı belirtiliyor. Şuan için çok büyük bir çalışma var Sille Köyünde Sille Ev atölyeleri yapılıyor.Köyün ortasından büyükçe bir ırmak geçiyor.

Halen arkeolojik kazılar yapılmaya devam ediyor.Rumlara ait bir kilise var. Orada da restorasyon çalışmaları devam ediyor. Özellikle gezi için yurt dışından ve yurt içinden gelen çok sayıda turist var. Hatta bir çok gelin damat resim çektirmek buraya geliyorlar.

Tabi bu kadar gezme olur da yemeden olur mu? :) Özellikle Konya'nın incecik etli ekmeği tadı hala damağımız da. Bıçak arası ,Mevlana pidesi ve Asırlık Fırın kebabı ustası Hacı Şükrü de fırın kebabı yenilir.

Benden size tavsiye etli ekmek, bıçak arası ve mevlana pideyi Cemo restoran da yemeniz.Bahçesi beyaz pamuk tavşanları çok güzel ve nezih bir ortam.


Gelelim Meşhur Hacı Şükrü'ye burada fırın kebabı elle yeniyor. Pidenin üzerin de gramla gelen fırın kebabına kuru soğan,ayran ve acı biber turşusu eşlik ediyor.Yumuşacık pide ve lif lif ayrılan etin tadı nefis. Burada mesai saat akşam 4'te bitiyor. Yani bu saatte giderseniz Fırın kebabı bulamassınız ona göre :)

Bir de Paşam Dondurma'da yediğimiz birbirinden lezzetli dondurmalara da değinmeden geçemeyeceğim.Mango, kavun ,karadut ve daha bir sürü meyve dondurmaları. Sunumlarda oldukça şık külah kaselerde. Özellikle ilginizi çekecek olan İtalyan Karameli dondurmasını denemelisiniz.benim İtalyan Karameli ve Hindistan cevizli dondurma favorim oldu.Üretimleri kendileri yapıyor ve sütleri kendi çiftliklerinde üretiliyormuş. Konya'ya giderseniz mutlaka deneyin derim. Pişman olmayacaksınız.

Son olarak da sevgili elticiğime de salatalık turşusu, domates sos ve karışık domates turşusu yaptık. Afiyetle yesinler.Gezimizin sonuna geldik.

8 Kasım 2010 Pazartesi

Haydi Bir Dost da Sen Hediye Et


Sizde kitap okumayı çok seviyorsanız ve kitap hediye etmek istiyorsanız işte size güzel bir etkinlik. ayrıntılı bilgi için aşağıdaki linke tıklayın

http://lamitarif.blogspot.com/

10 Ağustos 2010 Salı

BEN GELDİM.....



Herkesler nasıl iyimisiniz arkadaşlarımmmm ???....

Herkese selam uzun bir aradan sonra ben geldim.
Ben yokken mail gönderen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum . hepinize uğrayacağım.
Ara verince de insanın hiç yazası gelmiyor. Geldiğimden beri temizlik yapıyorum malum ramazan da geldi Temiz temiz oturalım evimizde değil mi? Çok güzel tariflerim var. Turhal dan bir sürü tarifle döndüm. Şimdilik müsaade ama yarından itibaren başlıyoruz. Bu arada bir mimlenmişim Seval ablacım mimlemiş onunla başlayacağız.

Ramazanınız hayırlı olsun….

12 Temmuz 2010 Pazartesi

TATİL ve KISA BİR ARA


Sevgili blog arkadaşlarım Ağustosbaşına kadar buralar da olamayacağım. Dün almış olduğum ani bir kararla Memlekete gidiyorum. Dönene kadar buralar size emanet. Döndüğüm de yeni ve güzel tariflerle sizlerle olacağım inşallah.. Sevgiyle sağlıcakla kalın Allaha emanet olun. Hakkınızı helal edin.

Umarım güzel bir tatil olur.....
Sizi Turhal'ın güzel bir resmiyle başbaşa bırakıyorum. Daha valiz hazırlayacağım, Ütü yapacağım iş çok anlayacağınız....

8 Temmuz 2010 Perşembe

MİRAÇ KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN....


“Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir.” (İsra Suresi, 1)



Miraçla gelen hediyeler

Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakkın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o yüce insan mü'min ruhlara manen şöyle diyordu: “Sizin inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz.” Böylece mü'minler sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular.

İkincisi: İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye araştırıyor. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek kadar yer kaplıyor.

Mü'minler merak ediyorlar. “Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık” derken, İki Cihan Serveri yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri Miraç meyvesi olarak getirdi beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâmın diğer esasları ve ibadetleridir.

Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir.
Öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.

Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz Miraçta Cenab-ı Hakkın cemalini görme nimetini tattı. Bu manevi nimetin Cennette mü'minlere de nasip olacağı müjdesini verdi. “Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette apaçık göreceksiniz” buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.

Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibinin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraçla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere, “Sen paşa oldun” dense ne kadar sevinir.
Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana birden, "Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah'ın rahmetine gireceksin" dendiğinde o insan ne kadar büyük bir mevki ve makama çıkar. Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl akıcılığında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakkın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Hakkın nur cemalini seyretme nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir sevince kavuşur değil mi? Miraçın bu meyvesi insanın en büyük arzu ve hedefidir. (Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, 31. Söz.)

Rabbim bu geceyi layıkıyla geçiren kullarından eylesin. Bol bol dua edip namaz kılalım. Tevbe istiğfar getirelim. Günahlarımız için bağışlanma isteyelim..

KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN....

18 Haziran 2010 Cuma

HAYIRLI CUMALAR VE GÜZEL BİR ÇEKİLİŞ


Herkesin cuması mübarek olsun. Bloglarda dolaşırken güzel bir çekiliş buldum sizde bu güzel takı setine sahip olmak isterseniz buyrun tıklayın..

17 Haziran 2010 Perşembe

REGAİP KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN



- İSLAMIN IŞIĞINDA-


Receb ayında yapılan dua kabul edilir, günahlar affedilir. Bu ayda günah işleyenin cezası da kat kat olur. Hz. Hüseyin ( r.a) anlatır:
“Kâbe’yi tavaf ederken, yanık sesle Allahü teâlâya dua eden bir kimsenin sesini işittik. Babam bunu çağırmamı emretti. Güzel yüzlü, temiz bir kimseydi. Ancak sağ tarafı felç olmuş, kurumuş, hareketsiz idi. Ona, “Sen kimsin, durumun ne böyle?” dedim. O kimse dedi ki:
“Adım Menazil... Ben çalgı çalmak, şarkı söylemekle şöhret salmış, Arabistan’ın ünlülerinden bir gençtim. Hep nefsin arzuları peşinde koştum. Receb ve Şaban aylarında bile, bu günahlara devam ederdim. Salih babam, beni bu günahlardan kurtarmaya çalıştı. Bana, “Allahü Teâlânın azabı şiddetlidir, bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü işleri bırak! Melekler ve bu aylar senden şikâyet ediyorlar” dedi. Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine yürüyüp, döverek susturdum. Üzüntülü ve kırık kalble, “Bu aylarda oruç tutup, geceleri ibadet ediyorum. Beytullah’a gidip şerrinden korunmak için, Allahü teâlâdan yardım dileyeceğim” dedi. Bir hafta oruç tutup, Kâbe’ye giderek, “Ey Rabbim, mazlumların âhını yerde bırakmazsın. Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları red etmezsin. Hakkımı oğlumdan al, onu felç et!” diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç oldu. Beni gören, “Baba bedduasına uğramış kişi” derdi.”
Hz. Hüseyin, “Baban bu hâline ne dedi?” buyurdu. O genç, “Babamdan özür diledim. Onun da babalık şefkati galip gelerek beni bağışladı. Beddua ettiği yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek üzere deve ile gelirken, devenin ürkmesi ile babam düşüp öldü. Şimdi çaresizim.” diyor. Hz. Ali bu felçli gence dua ediyor, Receb’de yaptığı bu dua bereketiyle de Hak teâlâ ona şifa ihsan ediyor.

2 Haziran 2010 Çarşamba

TEVRAT ve KURAN'A GÖRE İSRAİLİN AKİBETİ


İsrail amansız bir tutkuyla kendisine vaad edilen feci akibete doğru hızla yuvarlanıyor.

Demek ki yazgı böyle bir şey! Vakti gelince kendi ayaklarınla ölüm vadisine koşuyorsun…

Zaten ilahi bir yasadır, bir kavim helak edilmeyi hak ettiğinde, Allah mücrimlerden ve fasık sefihlerden basiretsiz idareciler verir. O idareciler onları yavaş yavaş helake götürür:

“Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz” (İsra, 16)

Maalesef çok geniş dünyevi imkanlara ve teknolojik bir üstünlüğü sahip olmalarından dolayı İsrailoğulları şımarmış durumdalar. Daha doğrusu onlar adına hareket eden siyonistler… Kimsenin gücü kendilerine yetmez sanıyorlar. Ve sanıyorlar ki, kendilerini denizden geçiren Rableri hala onlarla beraberdir. Oysa o gün onlar mazlum bir halk idiler. Bugün ise İsrail, Firavunlar Mısır’ı, Filistinliler ise o yurdun mazlum ‘İsrail oğulları’ olmuşlar…

Filistinlileri selamet sahiline çıkaracak ‘deniz yarılması’nın gerçekleşmesi de an meselesi… Onlar da tıpkı huyunu kaptıkları ve suyuna gittikleri Firavun (zaten Firavn güç ve kudret sahibi olmak demektir ki, bugün İsrail dünyanın bir numaralı güç ve kudrete sahibi ülkesidir) ve ordusu gibi ilahi hışma doğru sürüklenip gidiyorlar.

Onları bekleyen ‘akıbet’, Tevrat’ın da belirttiği gibi topyekûn bir imhadır. ‘Gargat ağacı’ –ki mağaraların yani yerin altına saklanmış gizli ve acayip güçler demektir (bir tür manyetik yelektir ki giyene kurşun isabet etmiyor ve onu dijital taramalardan ve gözlerden saklıyor) inşallah ilerde onu biraz açacağım- bile onları kurtaramayacak…

* * *

Koştukları akıbet nasıl bir akıbet mi? İşte Tevrat’tan bir paragraf:

“Yehuda’da (Telaviv) bildirin ve Yeruşelim’de (Kudüs) işittirin ve deyin; Memlekette boru çalın; yüksek sesle bağırın. Ve deyin: Toplanın da duvarlı şehirlere girelim. Siyona doğru bayrak kaldırın; kaçıp sığının, durmayın; çünkü ben Şimalden (Kuzeyden) üzerinize büyük bela ve kırgın (katliam) getireceğim. İşte aslan sık ormanından çıktı. Ve ‘milletleri helak eden’ (cengâver) yola düştü; şehirlerin harap olsun ve onlarda oturan kalmasın diye senin diyarını viran etmek için yerinden çıktı” (Yeremye Bab 4, Pargraf 3)

Şimdi de şu hadis-i şerife bakın:

Öyle ki Yahudiler taşların ve ağaçların arkasına saklanacak ama ağaç ve taş dile gelerek 'Ya Müslim! Ey Allah (c.c.) kulu! Gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır, diyecek. Sadece 'gargat' ağacı bunu söylemeyecek çünkü o Yahudi ağacıdır” buyruluyor. (Sahih-i Müslim, Kitab-ul Fiten H. 2239).

İşte hiçbir ikazı dinlemeyen, dünyayı takmayan İsrail’in akıbeti bu!

Peki bu akıbetin başlarına geleceğini kabul etsek bile, bunun şimdi olacağının garantisi ne?

Tevrat’ın şifresindeki açılımlar!

* * *

İsrail oğullarının, kıyamet kopmadan önce, kendilerine son defa verilen ‘iktidarı’ (devlet olma) şansını kötüye kullanacakları, bölgede fesat ve bozgunculuk çıkaracakları, sonuçta da tüm insanlığın onayı ile kozmik bir imhaya uğratılacakları haber veriliyor. Adeta, insanlığın, beşerin bünyesini sarmış kanserli hücrelerin temizlenmesi gibi insanlık vücudunun bu habis hücrelerden temizleneceği haber veriliyor.

Bu hem Tevrat, hem Kur’an, hem de hadis-i şeriflerce onaylanıyor. Onun ne zaman olacağını ise Tevrat’ın şifresi belirliyor.

Kur’an’ın ifadesiyle ‘ahiret vadi’ geldiğinde (İza cae va’dü’l-ahireti), İsrail oğullarının bir kere daha Nebukadnazar dönemindeki gibi topyekûn bir katliama uğrayacaklarını İsra Suresi’nde net ve açık bir şekilde haber veriyor.

Tabii ki burada asıl mesele, ‘ahretin va’di’ tabirinin, bir tarihle ilintilendirilmesidir. Yani onun bu dönemde ve bu zamanda olup olmadığını nereden bileceğiz?

Bu noktada da Tevrat’ın Şifresi adlı kitaptan net işaretler bulabiliyoruz:

Tevrat’ın şifrelerini çözmek için iki Rus matematik profesörü tarafından yapılmış bir hesaplama programına ‘günlerin sonu’ ifadesi verildiğinde (5756) 1996, ‘armageddon’ (insanlığın son büyük savaşı) kelimesi verildiğinde 2000, nihayet ‘Kudüs eksenli atomik savaş’ ifadesi verildiğinde ise (5766) 2006 tarihine denk gelen rakamlar çıkmaktadır. İsrail’i helak edecek hadiselerin başlangıcı olarak 1996 yılı verilir. Sonra bu sürecin 2006’ya kadar değişik süreçlerde tırmanarak devam edeceğini ve 2012 yılı itibarıyla da düğmeye basılacağı zaman olarak ortaya çıkar…

Esasında bu akıbeti onlar bizden daha iyi biliyorlar. O yüzden de o büyük hadisenin (hadislerde geçen yevmü’l-melhame) öncesindeki olayların dizilişine müdahale ederek sonucu kendi lehlerine çevirmeye çalışıyorlar.

O büyük imha hareketi, üç sembolik şahsın (Muhammed (asv), -yani Müslüman Araplar – Musa (as), (yani Yahudiler), Nuh’un çocukları (yani Türkler) kavgası gibi aktarılmış. Hz. Muhammed (asv) ayette ismen değil ‘abd’ (=kul )olarak geçer. Çünkü o hadiselerin cereyan edeceği zamanda Araplar –bugün olduğu gibi- kendi adlarına konuşabilecek dirayette ve kabiliyette olmayacaklar. Musa (as) bir kere kendi adıyla, bir kere de Beni İsrail olarak geçer… Bu demektir ki Yahudiler kendi haklarını savunabilecekleri durumda oldukları halde ayrıca da yeryüzüne dağılmış çocuklarından yardım ve destek alacaklar.

Hz. Nuh ise kendisi olarak değil, zürriyetinden gelenlerle anılır. Nuh’un çocukları, şükretmeye çağırılırlar… Bu da demektir ki, Türkiye o hadiseye bulaşmamak için azami gayret sarf edecek ve etmeli. Ama neticenin belirlenmesinde asıl görevin ona verileceği ve şereften dolayı da şükür etmesi gerektiği vurgulanır. Sonra da o akıbetin nasıl gerçekleşeceği anlatılır.

Denilir ki size iki kere iktidar (devlet olma şansı) verdik. Bunların bikinicisi gerçekleşip de siz bozgunculukta haddi aşınca ( haddi aşmak; kendilerinden olan peygamber ve liderleri ve farklı inanan din kardeşlerini öldürmek demektir) biz de üzerinize acımasız kullarımız gönderdik. Güney Irak’ta kurulu Babil krallığı kuzeydeki İsrail devletini ve Kudüs’teki Süleyman mabedini yıktı, kuzey Irak’ta kurulu Ninova krallığı da Yehuda’yı yıkıp yok etti.

Ayet, İsrail oğullarına hitaben, diyor ki, “biz daha sonra sizi oğullar ve mal mülk ile destekleyeceğiz, sizi o bölgede nefer olarak çoğaltacağız ve siz, sizin devletinizi yıkanlardan intikam alacaksınız.” İşte bugünkü Irak’ın hali de o rövanşın alındığını gösteriyor.

Sonra diyor ki “ahiret vadi geldiğinde biz yine üzerinize acımasız kullar göndereceğiz. Yine mescide (Kudus yahut belki de yeniden inşa etmek için çabaladıkları Süleyman Mabedi’ne) girecekler ve bu kere öncekinden de beter cezalandırılacaksınız….” (İsra, 1-8)

Bu cezalandırmanın nasıl bir şey olacağının ipuçlarını da yine Tevrat veriyor. Nitekim Tevrat’ın herhangi bir yerinde ‘atomik soykırım’ veya ‘dünya savaşı’ ifadesi geçiyorsa mutlaka Kudüs ile birlikte anılmaktadır. Çünkü Kudüs, ‘lanetli’ İsrail oğullarına haram kılınmıştır. Onları helak edecek ilahi gazap, onların Kudüs’ü yeniden ele geçirmeleri üzerine vaki olacak. İşaya’da Kudüs’ün adı Ariel diye isimlendirilmiş ve Ariel adı lanetlenmiştir. Şöyle ifade edilir: ‘Lanet olsun sana Ariel! Ey Davud’un yerleştiği şehir Ariel!”

Yeremya ise, Kudüs'ü, İsrail'in ‘boşadığı kadın’ diye tarif eder ve ona yeniden dönmesi kesinlikle haram kılar. Şöyle der Yeremya Bab 3, parağraf 1’de:

“Bir adam karısını boşar ve yanından gidip başka birisinin karısı olursa (Yani sizin elinizden çıkıp Müslümanların şehri olursa) adam olan o kadına bir daha döner mi? O diyar onlar için murdar ve haram olmaz mı?”

İşte İsrail Kudüs’ü işgal edip onu başkent haline getirmesiyle fitili ateşledi. Takdir edileni mukadder kıldı. Halbu ki bir daha oraya dönmeyecek yahut en azından Kudüs’ü istemeyecekti. Ve tabi bir de kendine ‘vekil’ edinmeyecekti.

O Kudüs’ü alıp başkent yapmakla boşadığı kadına döndü ve sırtını Amerika’ya dayamakla da Allah’tan başka vekil edinmiş oldu. Ardından da 1996’ya iki ay kala kendinden olan lideri öldürdü… bunlar sembolik işaretlerdir. Diğer tüm dünyevi olaylar ve hadiseler ise o takdirin tezahüründen ibaret… Tabii sivil geminin Aşdod limanına çekilmesi de büyük bir işarettir ki ‘Kuzey’den gelecek ‘Arslan’ın yerinden kalkıp harekete geçtiğini haber veriyor. ‘Tartan’ın Aşdod’a geliği yıl Aşur kralı (Anadolu’nun kralı) Sargon’un harekete geçtiği zaman olacaktır. İşaya, 20, 1)

Evet bugün artık, Tartan’ın (geminin) Aşdod’a (aşdod limanına) geldiği gündür. Bu, artık sonun başlangıcıdır.

Her bir hadisenin bir başlangıcı vardır. Gayeleri çaresiz insanlara yardım etmek olan ve dünyanın tüm halklarından temsilcilerin bulunduğu bir topluluğu taşıyan sivil bir geminin vurulup sonra da Aşdod limanına çekilmesi, bir işaret fişeğidir… Artık hüküm İsrail’in aleyhine olacaktır!

* * *

Biz Türkiye’nin sabırlı ve kararlı hareket etmesi gerektiğine inanıyoruz. Esasında bu o geminin yola çıkarılmasında ve İsrail’in o gemiyi -hem de kendi kara sularına bile girmeden- vurmasında ciddi planlar var. Bana gör ebu operasyon, Türkiye’nin yükselmekte ve parıldamakta olan yıldızını söndürmek amacı taşıyan çok katılımlı ve çok aktörlü bir planın eseridir. Türkiye’nin önünü çevirme planı… Bunun içinde İran dahil, hiç beklenmeyecek kadar çok faktörler ve aktörler bulunuyor olabilir…

Türkiye bütün bu ihtimalleri göz önünde bulundurmalı. Madem ki Türkiye’nin maksadı gerçek bir barış ortamı tesis etmektir, dikkatli hareket etmeli. Türkiye’nin bölgede barış ortamını sağlama planları içinde elbette İsrail de vardır ve olmalıdır. Yani komşuları ile sıfır problem diplomasisi yürüten Türkiye’nin İsrail ile kavgalı olması beklenmez!

Ama İsrail, sürekli Türkiye’nin dostane ve barışçı duruşunu bozmaya çalışıyor. Doğal olarak da bir gün muhatabının patlayacağını bilmesi lazım. Nitekim Yeremya, kuzeyden gelecek ‘kırgın’ı (yok edici yıkımı) izah ederken, Aşur kralı ve öfkeli Aslan tabirini kullanıyor. Bu her iki işaret de Anadolu’ya bakıyor… Kabalacı siyonistler bunu iyi bilirler.

* * *

Bu satırlar yazılırken, Başbakan’ın güvenlik bürokratlarıyla yaptığı toplantı da devam ediyordu.

Ne karar çıkarsa çıksın, inşallah milletin lehine olur. Türkiye’nin hali, Bedir Savaşı öncesindeki Müslümanların haline benziyor. Onların, maksadı, Kureyş’in, geliriyle savaş hazırlığı yapmayı planladığı kervanı vurup, onları bu maksadından alıkoymakta. Ama Cenab-ı Hakk’ın muradı başka idi. Kureyşlileri de hırsa o bölgeye sevk etti. Müslümanlar istemedikleri halde müşriklerle bir savaşa tutuştular. Sonunda da Kureyş’in hayat damarları kesildi. İnşallah Türkiye’nin alacağı tedbirler de İsrail’in şımarıklığının önünü kesir!

İşi nereye varacağını Allah bilir. Mevla görelim neyler/ Neylerse güzel eyler!


M. Ali Bulut mabulut@gmail.com

26 Mart 2010 Cuma

AYRI GAYRI



Hatırla Sevgili dizisinin kadife sesli meçhul şarkıcısı hani ağla yaralı kalbim diyen kişi işte ATAKAN. Resmi sitesinden tüm albümünü dinleyebilirsiniz. Son günlerde bu şarkıya taktım çok hoşş siz de dinleyin istedim.

26 Ocak 2010 Salı

DUA ALMAYA BAKIN

Bana gelen bir mail sizinle paylaşmak istedim.



Vaktiyle bir ateşperest, oğlunu evlendirmektedir. Düğün günü çok koyun ve inek kesilir. Et kokuları mahalleyi sarar. Ancak evin bitişiğinde, Müslüman,
dul bir kadın, dört yetimiyle yaşamaktadır. Hepsi de günlerdir açtırlar. Kadıncağız, düğün evinin kapısını çalıp, 'ateş' ister. Ancak maksadı başkadır.
“Belki yemek verirler” diye gitmiştir. Adam, kadının niyetini anlasa da, bir şey vermez. Kadıncağız, bir daha gidip 'ateş' ister. Yine eli boş döner.
Üçüncüde yine öyle. Ama ne olur bilinmez, bu defa acır kadına. Hallerini anlamak için dehlize iner ve dayar kulağını bitişik evin duvarına ve dinler.

Yetimcik, annesine yalvarıyor:
— Anneciğim, ne olur bir daha git. Belki bu sefer bir şey verirler.

Kadın ağlamaklıdır:
- Üç defa gittim yavrum! Artık utanıyorum.

Adam bunu duyar. Kalbi sızlar. güzel bir 'Sofra' hazırlatıp, gönderir evlerine. Ve dehlize inip, dinler yine. Yetimlerin en küçüğü dua ediyor:
- Ya Rabbi! O nasıl bize ikram ettiyse, sen de ona ikram et! Onu imanla şereflendir!

Ardından;
- Âmiiiin! sesleri yükselir.

O anda, kalbi döner ateşperestin. Ve 'Şehâdet'i getirip imanla şereflenir. Nitekim Sadaka, belâyı önler. Ama dua, kaderi değiştirir! Buyurmuştur büyüklerimiz

Düşüncelerine dikkat et;
Sözlere dönüşüyorlar,
Sözlerine dikkat et;
Eyleme dönüşüyorlar,
Eylemlerine dikkat et;
Alışkanlıklarına dönüşüyorlar,
Alışkanlıklarına dikkat et;
Kişiliğine dönüşüyorlar,
Kişiliğine dikkat et;
*Kişiliğin kaderin oluyor!'*


Ya Rab! Bize halim bir ahlak, salim bir kalp, zarif bir huy, Gayur bir ilim, Salih bir amel, abid bir karakter, Muttaki bir gayret, Muhsin bir suret ver. Âmin…

Ya Rab! Kalpler senin kudretinde evirilip çevrilirken Bizim kalbimizi dinin üzere sabit kıl.


Âmin…